Ozon Tedavi Etki Mekanizması (ayrıntı için tıklayınız)

Ozon uygulamasında kullanılan medikal ozon, yüksek oranda oksijen ve düşük oranda ozon içeren bir karışımdır. Bu karışım, dozajına bağlı olarak en az % 95 O2 , en fazla %5 O3 olmak üzere genellikle %98-99 oranında oksijen (O2 ) ve %1-2 oranında ozon (O3 ) içerir. Oksijen (O2 ), ozon (O3 ) taşıyan ortamı sağlarken, etkili bileşen ozon (O3 ) olup, medikal ozon vücut sıvılarıyla etkileşime girerek terapötik etkilerini gösterir. Ozon, biyolojik ortamlarda hızla moleküler oksijen ve oksijen radikallerine dönüşerek vücutta kontrollü bir oksidatif stres oluşturur. Bu oksidatif stres, antioksidan savunma sistemlerinde yer alan enzimlerin aktive olmasına yol açar. Ozon dozunun, akut ve belirgin bir oksidatif stres oluşturacak şekilde yeterli olması gerekmektedir; düşük dozlar plasebo etkisi yaratırken, yüksek dozlar toksisiteye neden olabilir. Bu nedenle, ozon dozlarının doğru bir şekilde ayarlanması kritik öneme sahiptir. Orta düzeyde oksidatif stres, Nükleer Faktör Eritroid 2 ile ilişkili Faktör-2 (NRF-2)'yi aktive eder ve NRF-2, Antioksidan Yanıt Elementinin (ARE) transkripsiyonunu tetikler. Ancak, ciddi oksidatif stres, Nükleer Faktör Kappa B (NF- кB)'yi aktive ederek inflamatuar bir yanıt başlatır ve sonuç olarak siklooksijenaz (COX-2), Prostaglandin E2 (PGE2) ve sitokinlerin üretimini artırarak doku harabiyetine neden olabilir. Bu bağlamda, ozon uygulamasında oksidatif stres düzeyinin dikkatli bir şekilde ayarlanması, uygulamanın etkinliği ve güvenliği açısından en önemli faktördür. Vücut sıvılarında çözünmüş ozon, antioksidanlar ve poliansatüre yağ asitleri ile hızlı bir şekilde reaksiyona girer, bu süreçte kısa yarılanma ömrüne sahip reaktif oksijen bileşenleri (ROS), özellikle hidrojen peroksit (H2 O2 ) ve uzun yarılanma ömrüne sahip lipid peroksidasyon ürünleri (LPO) oluşur. Hidrojen peroksit, ilk aşamada hücre sitoplazmasına yayılır ve tetikleyici rol oynar. Etkilediği hücre tiplerine bağlı olarak farklı kimyasal tepkimelere neden olabilir. Reaktif oksijen bileşenleri, kısa süreli etkili haberciler olarak davranır ve hızla antioksidanlar tarafından uzaklaştırılır. Öte yandan, lipid peroksidasyon ürünleri, karmaşık farmakodinamik özellikleri sayesinde potansiyel toksisiteyi minimalize eder ve uzun süreli haberci olarak işlev görür. Majör ozon uygulaması sırasında, ozon ile temas eden kan, ozonun parçalanarak tek değerlikli oksijen radikali ve serbest oksijen formuna dönüşmesine neden olur. Oksijen kan hücrelerine ulaştığında, tek değerlikli reaktif oksijen atomları kan plazmasında bir dizi kimyasal etkiye yol açar. Bu etkilerden ilki, kan plazmasında oluşan hidrojen peroksit (H2 O2 ) ve okside lipit ürünlerinin vücudun doğal antioksidan enzimlerini aktive etmesidir. Bu enzimlerin aktivasyonu, doku rejenerasyonunda rol oynayan proteinlerin üretiminin artmasına ve bağışıklık sistemi mediatörlerinin uyarılmasına neden olur. Bu süreç, hem vücudun antioksidan üretim sisteminin etkinliğini artırır hem de kan hücrelerinin oksijen taşıma kapasitesini yükseltir. Sonuç olarak, kanın oksijen taşıma yeteneği iyileşir ve bu durum organların doku kanlanmasını artırır. Artan doku kanlanması, dokulara ulaştırılması gereken kanın taşıma kapasitesini artırarak hücrelerin beslenme, yenilenme ve toksinlerden arınma süreçlerini hızlandırır. Ozon eklem içine uygulandığında, sinoviyal sıvı içerisinde çözünür ve biyomoleküllerle reaksiyona girerek radikal oksijen bileşikleri (ROS) ve lipid peroksidasyon ürünlerinin (LPO) oluşumuna yol açar. Bu reaksiyonlar, proinflamatuvar sitokinlerin ve proteolitik enzimlerin salınımının inhibe edilmesine ve immünosüpresif sitokinler olan transforme edici büyüme faktörü beta 1 (TGF-ß1) ve interlökin 10 (IL-10) salınımının artırılmasına neden olur, böylece inflamasyon düzeyi azalır. Artan TGF-ß1, integrinlerin ekspresyonunu düzenler ve kollajen ile glikozaminoglikanlar gibi matriks proteinlerin sentezini stimüle eder. Ayrıca, hidrojen peroksit (H2 O2 ) yolu ile uyarılan kondrosit ve matriks proliferasyonu, eklem kıkırdağı sentezinin artmasına katkıda bulunur. Sistemik ozon uygulamaları sırasında, plazma ile etkileşime giren radikal oksijen bileşikleri (ROS) ve lipid peroksidasyon ürünleri (LPO), çeşitli hücrelerde farklı mekanizmaları tetikler. Eritrositlerin ozon ile teması, pentoz fosfat yolunun aktivasyonuna ve bunun sonucunda glikoliz hızının artmasına neden olur. 2,3-difosfogliserat seviyelerindeki artış, oksihemoglobin eğrisinin sağa kaymasına yol açar, bu da hipoksik dokulara oksijenin daha kolay bırakılmasını sağlar. Eritrogenez sırasında, çok düşük LPO konsantrasyonları bile antioksidan enzimlerin up-regülasyonuna yol açabilir. Üretilen genç eritrositlerde, yaşlı eritrositlere göre daha yüksek miktarda glukoz 6-fosfat dehidrogenaz (G6PDH) enzimi bulunur ve bu eritrositler daha yüksek metabolik özelliklere sahiptir. Bu nedenle, genç eritrositler vasküler hastalıklarda hipoksiyi düzeltme konusunda daha etkilidir. Reaktif oksijen moleküllerinin lökositler üzerindeki etkileri incelendiğinde, zayıf bir sitokin indüksiyonu (örneğin; Tümör Nekroz Faktör-alfa [TNF-ɑ], interlökin 2 [IL-2], interlökin 6 [IL-6], interlökin 8 [IL-8] ve Transforme Edici Büyüme Faktörü-beta [TGF-ß1]) gözlemlenmiştir. Ayrıca, hidrojen peroksit (H2 O2 ), lökosit membranından yayılırken spesifik protein kinazları aktive eder. Reaktif oksijen moleküllerinin bir diğer etkisi, trombosit aktivasyonunu uyararak büyüme faktörlerinin salınmasını teşvik etmesi ve iyileşme sürecine katkı sağlamasıdır.

Buraya tıklayarak yazmaya başlayabilirsiniz. Sed ut perspiciatis unde omnis iste natus error sit voluptatem accusantium doloremque laudantium totam rem aperiam eaque ipsa quae ab illo inventore veritatis et quasi architecto beatae vitae dicta sunt explicabo nemo enim ipsam voluptatem quia voluptas sit aspernatur aut odit aut fugit sed quia consequuntur magni dolores eos qui ratione voluptatem sequi nesciunt neque porro quisquam est qui dolorem ipsum quia dolor sit amet consectetur.

Share